|
Filecii , filelerim var, filecii , fileci... Genç kadin, koluna siraladigi beyaz filelerle elmalarin, portakallarin arasinda, pazarin kalabalik , dar sokaklarinda hüzünlü sesi ile “ fileci , fileci “ diyerek dolasir. Bazi insanlar durup ona ve filelere bakar, yüzlerine bir tebessüm yayilir. Belli ki; zihinleri bir an basini alip geçmis günlere gider. -Eski fileler yine çikti baksana , deyip dönüp dönüp bakiyor , gülüp geçiyor insanlar. Zeliha, “Fileler yeniden çikmis! Ne demekse” dedi kadinlarin arkasindan bakarak. “ Fileler , bir yerden çikmadi. Ben yaptim onlari.” Diye içerledi. Bir çocuk “ anne file nedir ? “ diye sordu. Annesi, çocuguna ne cevap verdi bilemedi Zeliha, kadinin bir file almadigina kizdi. Her gün kilometrelerce yol yürüyüp yorgun halde küçük bahçenin içine kutu gibi konmus eski, ahsap evine döner, pencerenin önündeki sedire oturur, anlini cama dayar denizi gözlerdi geceleri. Dalgalarin azgin sesleri ya da mehtapli gecenin göz kirpan yildizlarindan korkmazdi. Yalnizligin verdigi acinin yüzüne asilmasina ve gözlerine yansimasina da dur diyemez , bekledigi olmamasi yüreginde yanginlar olusturur. Çogu geceler, pencerenin önünde, sedirin üstünde sizip kalir. Ne “yerine yat” diyeni ne de üstünü örteni vardir. Her gece benzer düsler görüp uykusuz, yorgun olarak yeni günün arkasina takilir. Bir zamanlar balikçi karisiydi. Hem de “balikçinin genç karisi” derlerdi ona. Aksam, sabah motor sesi dinler , “geliyorlar” diye sevinirdi. Motor gelince balikçi hemen eve gelemezdi. Baliklar canli canli, sabahin ilk isiklari ile lokantacilarin adamlarina satilirdi önce. Kalan balik olmazdi . Kalirsa kendileri yerlerdi. Ya da semt pazarinda satilirdi. Sonra kapi çalinir. Balikçi evindedir. Zeliha, balik, yosun, yani ; deniz kokulu gocugu omuzundan alir balikçinin , kapinin arkasina çakili çivilerden birine asar. Evin havasi degismistir, bir sicaklik, canlilik gelmistir odaya. Yalniz odaya mi ? Zeliha’da canlanmis, kocasinin hizmetini kosarak yapmaktadir. Sonra sicak bir çay ve günün ilk isiklari ile baslayan uyku... Ertesi gün yeniden çalismaya baslanir. Aslinda yazin, fazla isleri yoktur.Sonbaharda balik avlama yasagi baslayinca isler açilir. Tek sermayeleri aglaridir. Baliktan sonra tamire ihtiyaci olur agin. Denizin keskin dislerinin hasarlari onarilir. Önce ag temizlenir. Sonra kurutulur. Zeliha, kocasinin sag koludur. Çok iyi balikçi dügümü atar ve ag örerdi. Bir gece balikçi, motor ile yine açik denizlere dogru yol aldi. Zeliha, motor gözden kaybolana kadar arkasindan bakti. Balikçi da durdugu yerden ayrilmadi ufuktan çikana kadar. Yildiz desenli lacivert bir gökyüzü vardi o gece. Balikçi, güvertenin orta yerinde duran yilan gibi çöreklenmis halatin üstüne oturdu. Ayaklarini yuvarlagin içine soktu. Günün yorgunlugunu atacakti. Yattigi yerden yildizlara bakmak geldi içinden. Çocuklugunu hatirladi. Kayan yildizlari saymaya basladi. Sonra; Zeliha gelip yanibasina oturdu. Iste o zaman içini bir sicaklik sardi. Sevgi tomurcuklari kipirdadi bedeninde. Yildizlari saymaya devam etti gece boyu balikçi. Uyuyup kaldiginda kaç kisinin yildizi kaydi bilmiyordu. Sabaha çeyrek kala, demir atma vakti geldi. Baliklarin kamp kurduklari yerin tam üstündeydiler. Motorun sesi ,önce yavasladi, yavasladi ve yutkunup sustu. Balikçi hiçbir sey duymamisti.Sonra tayfalar, koca çipoyu büyük bir keyifle kükreyen dalgalarin agzina attilar. Kayarak, denize süzülen halati izlediler. Dalgalar motora vuruyor, “siraak “diye ses çikariyor, güverte tuzlu suyu yutuyordu.Tayfalar, saga sola yuvarlaniyor, sakalasiyorlardi. Balik avi hazirliginin gürültüsü devam ederken, balikçi aci ile uyandi var gücü ile bagirdi. Ancak duyan olmadi. Halatin demir ucu deniz dibine ulastiginda son yuvarlak balikçinin bacagini bogmaya çalisiyordu. Ve bogdu da. Ag atma zamani balikçiyi aramislar, “Kemal Agabey, Kemal Agabey” diye seslenmislerdi. Seslerini duyuramayinca kamara da uyuyor sanmislardi. Balik dolu aglar motora çekildi. Saatler sonra onu halat yigininin içinde bulduklarinda ise baygindi ve ayaklari morarmisti. Kaptan, durumun ciddiyetini anlamis,hemen dümeni kirip geri dönmüstü son hiziyla. Ancak, balikçinin ayaginin kangren olmasinin ve yildizinin kaymasinin önüne geçemediler. Balikçinin gördügü kayan son yildiz belki de kendininkiydi. Ve balikçiyi bilinmeze dogru yolcu ettiler. Zeliha , kimsesizdi balikçi ile evlendiginde. Simdi, hem kimsesiz hem de dul. Artik balikçinin karisi degildi. Geliri de yoktu. Iki yil olmustu evleneli. Kocasinin da ne sigortasi ne de baska bir güvencesi vardi. Onlarin parasini yatirmak zormus. Durumlari daha iyi olunca yatiracaklarmis. Ama buna zamani kalmadi adamin.Bu durumdan korkmuyordu Zeliha. “Aç mezari yok. Bu zamanda bu memmlekette açliktan degil tokluktan ölünüyor” diyordu. Insanlar ,onu rahat biraksalar, baska sorunu yoktu. Eskiden oldugu gibi elinden gelen islerle kendini geçindirebilirdi. Basini soktugu kutu gibi kulübesi de var. “ Bu yasta “Dul olmak” nasil bir sey basina gelmeyen anlayamaz. Ne yapacagini bilemezsin bu kiyi kasabasinda. Her hareketin göze batar. Koca adamlar yaslarina bakmadan yilisik yilisik gülerek bakarlar. Sanki ; “ buyur gel” desen bir sey yapacak gücü var . Horoz ölür, gözü çöplükte kalir hesabi.Genç olsalar da Zeliha için degisen bir durum olmazdi. Kadinlar bile imali laflar ediyor. “ nereden geliyorsun, satis odu mu, hi satis oldu mu?” Armut kafalilar ne olacak. Gülemezsin, aglayamazsin. Sanki her sey “koca” demek. Her sey onun için yapiliyor. Keske, önce ben ölseydim. Kemal’imin böyle düsünceleri olmazdi. Sanki benim hiçbir seye hakkim yok. Insanlarin olmadigi bir yer olsa da gitsem. Allah’im, kendilerini ne sandiklarini bir anlayabilsem su armut kafalilarin” diye düsündü Zeliha. Ve bir sabah günes onu bulutsuz gökyüzü ile kucakladi. Yastan çikmisti. Kendine bir yön verip yasamaliydi becerebilirse gönlünce. Neden beceremesin. Becerirdi elbette. Birkaç gün gece – gündüz çalisip ördügü filelerini koluna takti pazarin yolunu tuttu. En çok bildigi is ag örmekti. Hüzünlü , ince sesi ile “ fileci, fileci” diye dolasiyor, bedava araba bulunca da sehre iniyor büyük marketlerin önüne gidiyordu. Bir iki file sattigi oluyordu. Kullanmak için almiyorlardi elbette. Sadece ; eskiye özlemdi onlarin yaptiklari. Dul Zeliha, çarsi, pazar, evi arasinda kendini oyalarken ve yeni hayatina uyum saglamaya çalisirken karninda bir seyin kipirdadigini fark etti bir sabah. Aklina gelen onu korkuttu. Ilk defa korkuyordu. Bir çocuk sahibi olmaya hazir degildi. Hele babasiz bir çocuk. Bir an da gözlerinin önünden yüzlerce resim geçti. Yilisik yilisik bakan, uygunsuz sözler söyleyen adamlar, kadinlarin umursamaz ve alayli bakislari, filelerin satilmamasi, boynu bükük bir çocugun duvar dibinde oturmasi. Daha neler neler.. Karmakarisikti. Kendini çöp yigini gibi hissetti. Birileri gelip de onu süpürse çöplüge götürse diye bekliyordu öylece.. Titriyor, sanki onu itip kakiyor, suçluyorlar gibi yüzünü elleri ile örtüyor , siniyor, korkak bakislarla etrafi süzüyordu. Günlerce aç susuz evde kendisi ile mücadele etti, disari çikmadi , çikamadi. Mavi, tuzlu suya hiç bakmadi. Komsu Hasene Hanim, onu merak eder kaç gündür göremedigi için. Külübeye yaklasir. Aslinda bu evin yakinindan geçmek bile istemezdi. Zeliha’ yi her zaman kiskanmistir için için. Hele dul kalinca sanki düsmani olmustu balikçinin genç karisi. Aptal bakisli kocasini sakinirdi ondan. Oysa, kimse Zeliha’nin umurunda degildi. Onun asil bir ruhu vardi. Insan olmanin erdemlerini tasiyordu. Her seye ragmen camdan içeri göz atar Hasene Hanim. Zeliha’yi odanin kösesinde kivranirken görür. Hemen içeri girer. Kan kaybettigini anlayinca acil yardimi çagirir. Zeliha’yi hastaneye götürürler. Iki gün içinde güzel Zeliha’nin bebegi zayi olur. Anne kendinde degildir. Kendinde olsa belki de sevinirdi bilinmez bir nedenden. Aylar süren tedaviden sonra ; gözlerini açmagi basarir Zeliha. Ancak , ayni Zeliha degildir artik. Hafiza kaybi olmus, geçmise dair hiçbir sey hatirlamamaktadir genç kadin. Bu durumu Allah’in ona bir lütfuydu. Hayati hastanede baslamis gibiydi. Baska dünya tanimiyordu. Doktor Inci Hanim ona sahip çikti. Hastaneye kadrolu hastabakici olarak aldilar. Olanlardan haberdar degildir Zeliha. Ama mutludur burada bulunmaktan. Insanlarin gülen yüzleri enerji kaynagidir. Hastalara yardim etmek için çirpinir, çirpinir.. Kendi durumundan habersiz ,artik pembe kelebekleri olan bir dünyasi vardir... Devlet hastanesine gidenleri hala karsilamaya devam ediyor. Onu göreniniz var mi?
_________________ Ne Mutlu Türk'üm Diyene!
|